Duygusal Uyum Güçlüğü:
Sağlık durumu, zihinsel ve duyusal faktörlerle açıklanamayan; bireyin kendisi ve çevresiyle dengeli, doyurucu ilişki kurma ve sürdürmede güçlük çekme, genel bir mutsuzluk ve depresyon hâli, bireysel veya okul problemleriyle ilgili korku, tırnak yeme, parmak emme ve benzeri fiziksel belirtilerden bir veya birden fazlasının uzun süreli olarak ortaya çıkması nedeniyle eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur.
Sosyal Uyum Güçlüğü:
Madde bağımlılığı, yetersiz beslenme, göç, suç işleme, suça yönelme, çalışma, ihmâl, istismar ve terk edilme gibi riskli hayat şartlarından dolayı bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesine denir.
Özellikleri
· Sosyal, duygusal, iletişimde uyum güçlükleri gözlenir.
· Dikkat dağınıklığı, okul başarısı ve arkadaş ilişkilerinde problemler sıklıkla ortaya çıkar.
· Suça yönelme ve aşırı risk alma özellikleri gösterebilirler.
· İçe dönüklük, sosyal ilişkilerde zayıflık veya aşırılıklar gözlenebilir.
Kimi bireylerde yetişme koşullarından, olumsuz aile tutumlarından (aşırı koruyuculuk, ilgisizlik, şiddet v.b.) maddi yetersizliklerden, sosyal, kültürel olanaksızlıklardan dolayı bu farklılıklar daha ileri düzeyde görülerek, olumsuz davranış örüntüleri şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bireye bu olumsuz davranışları öğreten yukarıda sayılan süreçler dikkate alınmadan bakıldığında ve değerlendirildiğinde de bu bireyler duygusal ve davranış bozukluğu gösteren birey olarak görülmektedir.
Nedenler:
İnsan davranışları bir çok etmenin sonucu olarak meydana gelmektedir.Duygu ve davranış bozukluğunun nedenlerini açıklamada yaşanan sorunların başında insan davranışların tek bir nedenin sonucu olarak açıklanmaya çalışılmasıdır.Yine farklı kuramsal yaklaşımların farklı açıklamadan bakmaları konunun daha karmaşık hal almasına neden olmaktadır.Duygu ve davranış bozukluğunun nedenleri belirlemede karşılaşılan güçlüklere ve kuramsal yaklaşımlarının farklı açılardan bakmalarına rağmen duygu ve davranış bozukluğuna neden olan etmenler biyolojik ve çevresel olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.
Biyolojik Etmenler: Günümüzde insan davranışlarını biyolojik yapının etkilediği kabul edilmektedir.Bununla birlikte biyolojik özellikler tek başına bireylerdeki Duygu ve davranış bozukluğunun nedeni olarak görülmemektedir.Her birey biyolojik yapısının bir sonucu olarak doğuştan bazı eğilimlerle dünyaya gelmektedir.Daha sonraki yıllarda yaşanılan çevre ve edinilen deneyimler bu eğilimleri biçimlendirmektedir.Örneğin, doğuştan zor yaradılışta olan bir birey, yaşantılarının sonucunda farklı bir kişilik sergileyebilmektedir.Bu yönüyle biyolojik etmenleri çevresel etmenlerden ayırt edebilmek oldukça güç olmaktadır
Çevresel etmenler: Çevresel etmenler bireyin davranışlarında etkili olan her çeşit olaylardır ve ev ve okul ortamlarıyla yakından ilişkilidir(Eripek,1998).Bu yönüyle çevresel etmenler okul etmenleri ve aile etmenleri olarak iki grupta ele alınmaktadır.
Aile Etmenleri: Birey, yaşamının ilk yıllarını ev ortamlarında ailesiyle geçirmektedir.Bu yıllar aynı zamanda bireyin kişilik özelliklerinin biçimlendiği yıllardır ve ailenin bireye yönelik davranışları, bireyin kişilik yapısının temelini oluşturmaktadır(Eripek,1998).Ailenin olumlu ve yapıcı davranış ve yaklaşımları bireyin pozitif davranışlar geliştirmesine yardımcı olduğu gibi bunun tersine olumsuz ve yıpratıcı davranış ve yaklaşımlar bireyin problem sayılabilecek negatif davranışlar geliştirmesine neden olduğu biline bir gerçekliktir.
Okul Etmenleri: Bireyin duygusal gelişiminde aile yaşantısının yanı sıra okul yaşantısının önemli oranda etkili olduğu bilinmektedir.Okul ortamı birey için aileden sonra yeni bir psikolojik ortamdır ve okul arkadaşları , öğretmen davranış ve yaklaşımları,okul kuralları ve okul çalışmaları bireyin duygu ve davranışlarının şekillenmesine neden olabilmektedir.Bunun yanında bireyin okul başarısı yada başarısızlığının duygu ve davranış gelişimini etkilediği yapılan araştırmalar göstermektedir.
Öğretmenlere Öneriler:
1. Çocuktan beklenen davranışlar açıklanmalıdır.
2. Öğretmen beklentilerini çocuğa iletirken açık ve sakin olmalıdır.
3. Öğrenci davranışların uygun ve tutarlı sonuçları olması sağlanmalıdır.Uygun davranışlar hemen görülmeli ve pekiştirilmelidir.
4. Öğretmen çocuğun davranışına ve akademik performansına ilişkin gerçekçi beklentilere sahip olmalıdır.Öğrenci başarılı olma duygusunu yaşayabilmeli ve başarısıyla övünmesini bilmelidir.
5. Öğretmen çocuğun duygularını ve ondan uyumsuz davranışlara neden olacak çevre koşullarını iyi bilmelidir.gerekirse değiştirmeye çalışmalıdır.
6. Sınıfta sevgi ve güven ortamı hakim olmalıdır.Bu ortamda çocukların uygun davranışların gelişmesi daha kolay olmaktadır.
7. Gerektiğinde sınıftaki öğrencilerin uygunsuz davranışları için uzman görüşüne başvurmalı, uzmanla işbirliğinin yolları aranmalıdır.
7 Nisan 2012 Cumartesi
Dil Ve Konuşma Yetersizliği Hakkında
Dil ve Konuşma Güçlüğü:
Sözel iletişimde farklı seviye ve biçimlerde ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizlikler nedeniyle dili kullanma, konuşmayı edinme ve iletişimdeki güçlüklerin, bireyin eğitim performansı ve sosyal uyumunu olumsuz yönde etkilemesi durumudur.
Konuşma, hoş olmayan bir sesle ve yaşına uygun olmayan veya anlaşılmayan bir şekilde yapılır, dolayısıyla normalden çok farklılık gösterir ve dikkati konuşana çeker ise genellikle engelli konuşma olarak kabul edilir. Bir başka deyişle konuşma esnasında dinleyenlerin çoğu, çoğu kez ne söylendiğine değil de nasıl söylendiğine dikkat ediyor, çoğu konuşmayı umduklarından farklı buluyor ve konuşan ne söyleyeceğini değil de nasıl söyleyeceğini düşünür veya o endişe içinde olur ise o konuşma, engelli bir konuşma sayılabilir.
Konuşma engelinin türleri
1-Gecikmiş Konuşma
2-Ses Bozukluğu
3-Artikülâsyon Bozukluğu
4-Kekemelik
5-İşitme Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
6-Yarık Damak ve Beyin Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
7-Yabancı Dil ve Bölgesel Konuşma Ayrılıklarına Bağlı Konuşma Bozuklukları
Konuşma engeli olan birey çocukluktan yetişkinliğe kadar reddedilme, izole edilme (gizlenme), alay edilme ve acımaya karşı devamlı olarak savaşmak zorunda kalacaktır. Bundan dolayı, nedeni organik olan konuşma bozuklukları gerekli tedbir alınmadığında kısa zamanda duygusal problemler haline gelirler.
KONUŞMA ENGELİNİN NEDENLERİ
Çocukla ilgili olan nedenler:
a- Zeka:
Konuşma oldukça karmaşık becerilerin belli bir düzen içinde oluşmasını gerektirir. Araştırmalar, zeka geriliğinin konuşma engelinin tek sebebi olarak gösterilemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Zihin kabiliyeti ile dil kabiliyeti arasında olumlu bir ilişki olduğu genellikle kabul edilir. Konuşmayı kazanmadan önce işitme engelli çocuklardan zekaca üstün olanlar, konuşmayı normal ve zihinsel engelli olan işitme engellilere oranla daha erken, daha kolay ve daha iyi kazanabilmektedirler.
b-Sağlık:
Ağır ve uzun süren hastalıklar çocuğun her türlü gelişimini yavaşlatır, bazen durdurur. Başta gırtlak iltihabı (larenjit) olmak üzere boğazda yerleşmiş çeşitli mikrobik hastalıklar ve ses telleri üzerinde oluşan yumrucuklar da sesin kısık ve boğuk çıkmasına yol açarak konuşmayı güçleştirir.
c-İşitme:
İşitme-konuşma arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Doğuştan işitme engellilerin, özel eğitime tabi tutulmazlarsa konuşmayı öğrenemedikleri bilinen bir gerçektir.
d-Sinir-kas sağlığı ve aralarındaki eşgüdüm:
Sinir ve konuşma engelli olduğu zaman çocuklarda konuşma geriliği de görülmektedir.Beyin felci ile engelli olan çocukların konuşma ve ses gelişimlerinde gerilik görülmektedir.
e-Konuşma organları:
Diş, dil, damak, boğaz ve ses bantları engelli olduğunda çocuk muhtemelen konuşma güçlüğü çekecektir.
f-Olgunlaşma:
Sinir, kas sağlığı ve aralarındaki eş güdüm normal olabilir.fakat motor gelişim yönünden belirli olgunluğa erişemedikçe çocuk konuşamaz. Çocuk çene ve dil kaslarına hakim olup, onları kullanacak düzeye erişmeden sesleri çıkaramaz.
g-Cinsiyet:
Kızlarda kekemelik oranı daha azdır. Kızlarda konuşma gelişimi daha erken başlar, daha iyi gelişir ve daha az konuşma engeli görülür.
h-Duygusal durum:
Korkunç kazalar, duygusal şok geçirenlerde konuşmanın kaybedildiği görülür. İlk çocukluk devresinde çocuğun karşılaştığı duygusal güçlükler onun konuşma gelişimini etkiler, geciktirebilir.
Çevresel nedenler:
a-Güdüleme, uyarım, teşvik:
Çevresinden gelen teşvik sonucu çocuk konuşmaya yönelecektir. Konuşması için uyaranların zengin olması gerekir.
b-Konuşmayı öğretmek için kullanılan metot:
Konuşma eğitmeni denen uzmanların amacı çeşitli türden konuşma bozuklukları ya da sorunları olan insanlara yardımcı olmaktır. Küçük bir çocuğa da konuşmayı öğretmek için seçilen metot, konuşmaya teşvik edici olmalı ve dilin doğru kullanılarak konuşmada iyi bir model olunmalıdır.
c-Diğer çevresel nedenler:
Yapılan araştırmalar sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çocukların; sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan çocuklardan daha fazla kelime hazinesine sahip olduklarını ve konuşmaya daha erken başladıklarını göstermiştir.
Sözel iletişimde farklı seviye ve biçimlerde ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizlikler nedeniyle dili kullanma, konuşmayı edinme ve iletişimdeki güçlüklerin, bireyin eğitim performansı ve sosyal uyumunu olumsuz yönde etkilemesi durumudur.
Konuşma, hoş olmayan bir sesle ve yaşına uygun olmayan veya anlaşılmayan bir şekilde yapılır, dolayısıyla normalden çok farklılık gösterir ve dikkati konuşana çeker ise genellikle engelli konuşma olarak kabul edilir. Bir başka deyişle konuşma esnasında dinleyenlerin çoğu, çoğu kez ne söylendiğine değil de nasıl söylendiğine dikkat ediyor, çoğu konuşmayı umduklarından farklı buluyor ve konuşan ne söyleyeceğini değil de nasıl söyleyeceğini düşünür veya o endişe içinde olur ise o konuşma, engelli bir konuşma sayılabilir.
Konuşma engelinin türleri
1-Gecikmiş Konuşma
2-Ses Bozukluğu
3-Artikülâsyon Bozukluğu
4-Kekemelik
5-İşitme Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
6-Yarık Damak ve Beyin Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
7-Yabancı Dil ve Bölgesel Konuşma Ayrılıklarına Bağlı Konuşma Bozuklukları
Konuşma engeli olan birey çocukluktan yetişkinliğe kadar reddedilme, izole edilme (gizlenme), alay edilme ve acımaya karşı devamlı olarak savaşmak zorunda kalacaktır. Bundan dolayı, nedeni organik olan konuşma bozuklukları gerekli tedbir alınmadığında kısa zamanda duygusal problemler haline gelirler.
KONUŞMA ENGELİNİN NEDENLERİ
Çocukla ilgili olan nedenler:
a- Zeka:
Konuşma oldukça karmaşık becerilerin belli bir düzen içinde oluşmasını gerektirir. Araştırmalar, zeka geriliğinin konuşma engelinin tek sebebi olarak gösterilemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Zihin kabiliyeti ile dil kabiliyeti arasında olumlu bir ilişki olduğu genellikle kabul edilir. Konuşmayı kazanmadan önce işitme engelli çocuklardan zekaca üstün olanlar, konuşmayı normal ve zihinsel engelli olan işitme engellilere oranla daha erken, daha kolay ve daha iyi kazanabilmektedirler.
b-Sağlık:
Ağır ve uzun süren hastalıklar çocuğun her türlü gelişimini yavaşlatır, bazen durdurur. Başta gırtlak iltihabı (larenjit) olmak üzere boğazda yerleşmiş çeşitli mikrobik hastalıklar ve ses telleri üzerinde oluşan yumrucuklar da sesin kısık ve boğuk çıkmasına yol açarak konuşmayı güçleştirir.
c-İşitme:
İşitme-konuşma arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Doğuştan işitme engellilerin, özel eğitime tabi tutulmazlarsa konuşmayı öğrenemedikleri bilinen bir gerçektir.
d-Sinir-kas sağlığı ve aralarındaki eşgüdüm:
Sinir ve konuşma engelli olduğu zaman çocuklarda konuşma geriliği de görülmektedir.Beyin felci ile engelli olan çocukların konuşma ve ses gelişimlerinde gerilik görülmektedir.
e-Konuşma organları:
Diş, dil, damak, boğaz ve ses bantları engelli olduğunda çocuk muhtemelen konuşma güçlüğü çekecektir.
f-Olgunlaşma:
Sinir, kas sağlığı ve aralarındaki eş güdüm normal olabilir.fakat motor gelişim yönünden belirli olgunluğa erişemedikçe çocuk konuşamaz. Çocuk çene ve dil kaslarına hakim olup, onları kullanacak düzeye erişmeden sesleri çıkaramaz.
g-Cinsiyet:
Kızlarda kekemelik oranı daha azdır. Kızlarda konuşma gelişimi daha erken başlar, daha iyi gelişir ve daha az konuşma engeli görülür.
h-Duygusal durum:
Korkunç kazalar, duygusal şok geçirenlerde konuşmanın kaybedildiği görülür. İlk çocukluk devresinde çocuğun karşılaştığı duygusal güçlükler onun konuşma gelişimini etkiler, geciktirebilir.
Çevresel nedenler:
a-Güdüleme, uyarım, teşvik:
Çevresinden gelen teşvik sonucu çocuk konuşmaya yönelecektir. Konuşması için uyaranların zengin olması gerekir.
b-Konuşmayı öğretmek için kullanılan metot:
Konuşma eğitmeni denen uzmanların amacı çeşitli türden konuşma bozuklukları ya da sorunları olan insanlara yardımcı olmaktır. Küçük bir çocuğa da konuşmayı öğretmek için seçilen metot, konuşmaya teşvik edici olmalı ve dilin doğru kullanılarak konuşmada iyi bir model olunmalıdır.
c-Diğer çevresel nedenler:
Yapılan araştırmalar sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çocukların; sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan çocuklardan daha fazla kelime hazinesine sahip olduklarını ve konuşmaya daha erken başladıklarını göstermiştir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Hakkıknda
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe (impulsivite) ve dikkat sorunları ile kendini gösteren bir psikiyatrik bozukluktur (APA 1994).
TEMEL BELİRTİLER
Bu bozukluğun 3 temel belirtisi vardır:
Dikkat eksikliği,
Aşırı hareketlilik,
Dürtüsellik
Bir kişide dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun varlığından söz edebilmek için bu belirtilerin:
7 yaştan önce başlamış olması,
birden fazla ortamda görülüyor olması,
sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir.
7 yaştan önce başlamış olmalı Kalıcı ve sürekli olmalı (en az 6 aydır) Birden fazla ortamda görülmeli (hem ev hem okul)
Dikkat Eksikliği: Dikkat eksikliği dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyaları kaybetme gibi belirtilerle kendini gösterir. Dikkat eksikliğinde sorun dikkat edememek değil, dikkatin belirli bir noktaya odaklanamamasıdır. Bu tür bireyler aynı anda tüm uyaranlara birden dikkat ederler bu nedenle belirli bir işle uğraşırken başka bir uyarıcı kolaylıkla dikkatin dağılmasına neden olur. O anda uğraştıkları işi bırakıp bir başka işe yönelebilirler. Uyarana ve çevreye ait bazı faktörler dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında 10 dk’dan fazla oturamayan bir çocuk bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir TV programını izleyebilir. Dikkat eksikliği olan bir birey için dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ve uyaranın fazla olduğu ortamlarda daha da zor olur. Bununla birlikte bire bir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken bir konuda daha uzun süre odaklanabilir. Dikkat süresi ve yoğunluğu her yaşta farklıdır. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi 12 yaşındaki bir çocuk için kısadır. Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nce Tanımlanan Dikkat Eksikliği Ölçütleri
1.Belirli bir işe ya da oyuna dikkatini vermekte zorlanır.
2.Dikkati kolayca dağılır.
3.Dikkatsizce hatalar yapar.
4.Başladığı işi bitiremez.
5.Kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünür.
6.Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanır.
7.Yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınır (ev ödevi, okul aktiviteleri gibi).
8.Etkinlikler için gereken eşyaları kaybeder.
9. Günlük etkinliklerde unutkandır.
Bunlardan en az 6’sının, en az 6 aydır, birden fazla ortamda görülüyor olması durumunda dikkat eksikliği olabileceği düşünülür.
Anne Baba ve Öğretmenlerin Dikkat Eksikliği Olan çocukları tanımlamaları;
Anne babalar:
“Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor ”
“Sanki aklı hep başka yerde, çok dalgın”
“ Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama ödev başında en çok 10 dk ”
“Çok sık eşya kaybediyor”
Öğretmenler:
“ Başladığı işi bitirmiyor ”
“ Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor ”
“Ödev başında çok yavaş, 10 dakikalık işi 3-4 saatte bitiremiyor”
Aşırı Hareketlilik: Aşırı hareketlilik (hiperaktivite) bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayacak biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama, otururken elin ayağın kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.
Tanı için tanımlanan 6 temel ölçüt vardır.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nce Tanımlanan Hiperaktivite Ölçütleri
1. Eli ayağı kıpır kıpırdır.
2.Oturduğu yerde duramaz.
3.Gereksiz yere sağa sola koşturur, eşyalara tırmanır.
4.Sakince oynamakta zorlanır.
5.Sürekli hareket eder ya da sanki motor takılmış gibidir.
6.Çok konuşur.
Anne Baba ve Öğretmenlerin Aşırı Hareketliliği Tanımlamaları:
Anne babalar
“Daha karnımdayken bile kıpır kıpıdı “
“ Eli dursa ayağı oynar “
“ Sürekli hareket halinde , yürümez koşar “
“ Ya konuşur ya sesler çıkarır “
“ TV izlerken bile hareket eder “
Öğretmenler
“ Sırada oturmanın 50 çeşidini gösterebilir ”
“ Sınıfta nereye baksam onu görüyorum “
“ Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor”
Dürtüsellik (impulsivite) : Dürtüsellik genel olarak bireyin kendinini kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, düşünüdüğünü hemen yapma, aklına geleni geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nce Tanımlanan Dürtüsellik Ölçütleri
1.Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verir.
2.Sırasını beklemekte güçlük çeker.
3.Başkalarının sözünü keser ya da oyunlarında araya girer.
Anne Baba ve Öğretmenlerin Dürtüselliği Tanımlamaları:
Anne babalar
“ Düşünmeden hareket eder ”
“ Sabırsızdır, istekleri hemen olsun ister ”
Öğretmenler
“ Asla sırasını bekleyemez ”
“ Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor ”
Üstün Zekalılık Hakkında
Üstün zekalı çocuklar yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde motivasyon, performans ve görev sorumluluğu gösteren ve bu tür yeteneklerini geliştirmek için uygun imkanlara gereksinim duyan çocuklardır. Zeka bölümleri 110-120 arasında olanlar parlak, zeka bölümleri 120-130 arasında olanlar üstün zekalı, zeka bölümleri 130-200 ya da daha fazla olanlar ise dahi çocuklardır. Toplumda 130 ve üstündeki zeka bölümüne %2, 140'ın üzerindeki zeka bölümüne ise çıkıldığında % 0.2 oranında rastlanır.
Üstün zekalı çocukların pek çok ayırt edici özellikleri vardır:
En önemli yeteneklerinden biri kolaylıkla kavram oluşturabilmeleridir. Çünkü, kavram oluşturma, soyut düşüncenin temelini oluşturur.
Bu çocuklar zihinsel açıdan erken gelişirler ve ortalama çocuklardan daha çabuk öğrenirler. Sürekli soru sorarlar, meraklıdırlar, öğrenme ve bilgiye açlık duyarlar.
Öğrenirken çözüme mantıksal değil çoğunlukla sezgisel olarak ulaşırlar.
Çeşitli alanlarda özel yetenekleri vardır, derin ve geniş ilgi alanlarına sahiptirler.
İlgi alanlarına dikkatlerini yoğunlaştırarak yoğun motivasyon gösterebilirler.
Düşünceleri akıcıdır; bir alanda öğrendiği konu ile bir başka alanda öğrendiği onu arasında akla yatkın ilişkiler kurabilirler.
Karmaşık ve zor problemlerden hoşlanır ve yaşıtlarının çözemediği problemleri çözebilirler. Orijinal, yaratıcı ve girişkendirler.
Sorumluluk duyguları gelişmiştir, kendilerine güvenirler ve kolaylıkla sorumluluk alabilirler.
Başkalarıyla kolayca işbirliği yaparlar.
Yeni ve değişik durumlara kolay ve çabuk uyarlar.
Genellikle yetişkinlerle iletişime girmeyi tercih ederler.
Üstün zekalı çocuklarla ilgili olumsuz sayılabilecek bazı durumlar da mevcuttur:
Bu çocukların sosyal ve duygusal etkilere çok açık olmasıdır. Bu çocuklarda, ortalama toplumda görülenden daha sık olarak patoloji görülür (%20-25). Akademik açıdan başarılı kızlarda daha fazla depresyon, daha düşük özgüven ve daha fazla psikosomatik belirtilere rastlanır. Üstün yetenekli çocukların bir kısmının ise bazı alanlarda yaşıtlarından çok ileride oldukları halde bazı alanlarda geride kaldıkları görülür. Çok başarılı olan bu çocuklarda düzensiz bir profile de rastlanır.
Örneğin, 1000 çocukta yapılan bir çalışmada çocukların %95’inin matematik ve sözel ilgi alanlarında güçlü uyumsuzluk gösterdikleri saptanmıştır. Dil sorunu olan çocukların ise yüksek düzeyde mekansal yetilere sahip oldukları görülür. Özellikle görsel sanatlarda başarılı olan çocukların sözel yetilerle mekansal yetileri arasında belirgin kopukluk vardır. üstün zekalı çocuklar özellikle eğitimle ilgili konularda olmak üzere bazı sıkıntılar yaşayabilirler. Bu çocukların bilgi, ilgi ve beceri düzeyleri ortalama öğrencilerin çok ilerisinde olduğundan ihtiyaçları kendi düzeyine uygun olarak karşılanmazsa çabuk sıkılır ve sınıfta huzursuz olurlar. Sınıfta konu işlenirken yanılgıyı bulmak, eleştiri, itiraz gibi davranışları öğretmenlerin olumsuz tepkisine neden olabilir. Bu çocukların imgesel etkinliklerinin güçlü olması nedeniyle imgesel yaşantılarını gerçek yaşantıları ile karşılaştırabilirler. Böyle bir durumda çocuklara hem gerçeği hayalden ayırabilmeleri hem de imgelerini öncelikle yaratıcı etkinliklerde kullanabilmeleri için rehberlik yapılmalıdır. Bu çocuklar, kendilerini yaşıtlarıyla aynı seviyede görmediklerinden dışlanmışlık hissi yaşayarak içe kapanıklık geliştirebilirler ve arkadaş sayıları az olabilir. Üstün yetenekli çocuklar, birbirleriyle çok etkili ve verimli bir iletişim kurabilirler ve böylece anlaşılmaz olma problemleriyle başa çıkabilirler.
Üstün zekalı çocukların eğitildiği belli amaçlar taşıyan özel okullardan yararlanabilirler. Eğitim programlarının değişik yetenek düzeylerine ve alanlarına cevap verecek nitelikte, çeşitlilikte ve esneklikte üstün zekalı çocuklar için oluşturulan özel sınıflardan da faydalanabilirler. Eğer üstün zekalı çocuk ortalama yaşıtlarıyla aynı eğitim ortamında birlikte eğitim uygulaması görürse, çocuğun yaşıtlarıyla arasındaki seviye farkından kaynaklanan birtakım sorunlar yaşanmaktadır. Birlikte eğitim uygulamasında uygulanabilecek birtakım yöntemler vardır. Yaşıtlarından önce eğitime alınmasına ve sınıf atlatmasına dayalı bir uygulama hızlandırmadır. Bu yöntemde çocuğa programı normal sürecinden daha önce tamamlama imkanı verilir. Hızlandırmanın uygulandığı çeşitli yollar; sınıf atlama, ileride olduğu derslerde sınıf atlama, birkaç sınıf birleştirme, okula erken başlama, kurslar alma ve seminerlere katılmaktır. Bu yöntem, çocukların sıkılmasına fırsat vermez ve çocuğun programlara istekli bir şekilde katılmasını sağlar. Bu uygulamanın olumsuz etkisi ise, çocuğun yaşıtlarıyla iletişim kurma gereksinimlerine cevap verememesi ve çocuğun sınıfa ve okula uyum sağlamada sosyal ve duygusal yönden bir takım güçlüklerle karşılaşabilmesidir. Üstün zekalı öğrencilerin eğitimlerine yaşıtlarının bulunduğu sınıflarda devam etmeleri ama çalışmalarının ve ders programlarının diğer öğrencilere göre daha zengin hale getirilmesi yöntemi ise zenginleştirmedir. Bu uygulamada, ders programına ek olarak, resim, müzik gibi alanlarda çocukları ilgi ve yeteneklerine göre yetiştirmek amaçlanmaktadır. Aynı zamanda çocuğu daha derinlemesine ve detaylı incelemeler yapabileceği projelere ve araştırmalara yöneltmek hedeflenir. Bir diğer yöntem olan gruplamada ise; normal sınıflardaki üstün yetenekli öğrenciler için küme gruplandırmaları, özel bir sınıf gruplandırma, özel bir okulda gruplandırma, kaynak odada gruplandırma ve kaynak merkezlerinde gruplandırma, özel seminerler, özel yan kursları, çeşitli çalışma merkezlerindeki (müzeler, bilim laboratuarları, üniversiteler gibi) özel çalışmalar şeklinde uygulamalar vardır. Bu tarz uygulamalarla çocukların yeteneklerini geliştirmede belirgin düzeyde başarı sağlandığı, çocukların bu uygulamalarla benlik kavramlarının geliştiği görülmektedir.
Ailelerin, üstün çocuklarının psikososyal gelişimleri ve eğitimleri için dikkat etmeleri gereken önemli hususlar vardır:
İlk olarak aile, üstün zekalı olan çocuğunun diğer çocuklardan farklı olmadığını, onlar gibi sevgi, ilgi, oyun oynamak gibi ihtiyaçları olduğu kabul etmelidir.
Çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi için; ilgi, yönelim ve isteklerini belirleyebileceği seçenekli ortamlar hazırlanmalı ve fikirlerine ve hayallerine saygı duyulmalıdır.
Çocuğun zekasını geliştirebileceği malzemeler malzemeler, oyuncaklar alınmalı, kültürel etkinliklerde bulunması sağlanmalıdır.
Tek yönlü bir kişi olmaması için değişik ilgi alanlarına yönlendirilmelidir.
Çocuğun üstün zekalı olduğu anlaşıldığında çocuk bundan haberdar edilmemelidir. Bu özelliğinden dolayı kardeşleri veya diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır.
Eğer kardeşleri varsa, ailenin üstün zekalı çocuğa kardeşlerine davrandığından farklı bir tutumu olmamalıdır.
Üstün çocukların önemli özelliklerinden biri meraktır. Aileler, çocuğun sorduklarına azarlayarak ya da yanlış biçimde yanıtlamaktan kaçınmaları, baştan savma yanıtlar vermemeleri, doğru yanıt vermeleri gerekir. Bazen çocukların sorularının yanıtlanmasında zorluk çekilebilir. Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocukları araştırma yapabilecekleri kaynakları araştırarak yönlendirmek gerekir.
Üstün zekalı çocukların pek çok ayırt edici özellikleri vardır:
En önemli yeteneklerinden biri kolaylıkla kavram oluşturabilmeleridir. Çünkü, kavram oluşturma, soyut düşüncenin temelini oluşturur.
Bu çocuklar zihinsel açıdan erken gelişirler ve ortalama çocuklardan daha çabuk öğrenirler. Sürekli soru sorarlar, meraklıdırlar, öğrenme ve bilgiye açlık duyarlar.
Öğrenirken çözüme mantıksal değil çoğunlukla sezgisel olarak ulaşırlar.
Çeşitli alanlarda özel yetenekleri vardır, derin ve geniş ilgi alanlarına sahiptirler.
İlgi alanlarına dikkatlerini yoğunlaştırarak yoğun motivasyon gösterebilirler.
Düşünceleri akıcıdır; bir alanda öğrendiği konu ile bir başka alanda öğrendiği onu arasında akla yatkın ilişkiler kurabilirler.
Karmaşık ve zor problemlerden hoşlanır ve yaşıtlarının çözemediği problemleri çözebilirler. Orijinal, yaratıcı ve girişkendirler.
Sorumluluk duyguları gelişmiştir, kendilerine güvenirler ve kolaylıkla sorumluluk alabilirler.
Başkalarıyla kolayca işbirliği yaparlar.
Yeni ve değişik durumlara kolay ve çabuk uyarlar.
Genellikle yetişkinlerle iletişime girmeyi tercih ederler.
Üstün zekalı çocuklarla ilgili olumsuz sayılabilecek bazı durumlar da mevcuttur:
Bu çocukların sosyal ve duygusal etkilere çok açık olmasıdır. Bu çocuklarda, ortalama toplumda görülenden daha sık olarak patoloji görülür (%20-25). Akademik açıdan başarılı kızlarda daha fazla depresyon, daha düşük özgüven ve daha fazla psikosomatik belirtilere rastlanır. Üstün yetenekli çocukların bir kısmının ise bazı alanlarda yaşıtlarından çok ileride oldukları halde bazı alanlarda geride kaldıkları görülür. Çok başarılı olan bu çocuklarda düzensiz bir profile de rastlanır.
Örneğin, 1000 çocukta yapılan bir çalışmada çocukların %95’inin matematik ve sözel ilgi alanlarında güçlü uyumsuzluk gösterdikleri saptanmıştır. Dil sorunu olan çocukların ise yüksek düzeyde mekansal yetilere sahip oldukları görülür. Özellikle görsel sanatlarda başarılı olan çocukların sözel yetilerle mekansal yetileri arasında belirgin kopukluk vardır. üstün zekalı çocuklar özellikle eğitimle ilgili konularda olmak üzere bazı sıkıntılar yaşayabilirler. Bu çocukların bilgi, ilgi ve beceri düzeyleri ortalama öğrencilerin çok ilerisinde olduğundan ihtiyaçları kendi düzeyine uygun olarak karşılanmazsa çabuk sıkılır ve sınıfta huzursuz olurlar. Sınıfta konu işlenirken yanılgıyı bulmak, eleştiri, itiraz gibi davranışları öğretmenlerin olumsuz tepkisine neden olabilir. Bu çocukların imgesel etkinliklerinin güçlü olması nedeniyle imgesel yaşantılarını gerçek yaşantıları ile karşılaştırabilirler. Böyle bir durumda çocuklara hem gerçeği hayalden ayırabilmeleri hem de imgelerini öncelikle yaratıcı etkinliklerde kullanabilmeleri için rehberlik yapılmalıdır. Bu çocuklar, kendilerini yaşıtlarıyla aynı seviyede görmediklerinden dışlanmışlık hissi yaşayarak içe kapanıklık geliştirebilirler ve arkadaş sayıları az olabilir. Üstün yetenekli çocuklar, birbirleriyle çok etkili ve verimli bir iletişim kurabilirler ve böylece anlaşılmaz olma problemleriyle başa çıkabilirler.
Üstün zekalı çocukların eğitildiği belli amaçlar taşıyan özel okullardan yararlanabilirler. Eğitim programlarının değişik yetenek düzeylerine ve alanlarına cevap verecek nitelikte, çeşitlilikte ve esneklikte üstün zekalı çocuklar için oluşturulan özel sınıflardan da faydalanabilirler. Eğer üstün zekalı çocuk ortalama yaşıtlarıyla aynı eğitim ortamında birlikte eğitim uygulaması görürse, çocuğun yaşıtlarıyla arasındaki seviye farkından kaynaklanan birtakım sorunlar yaşanmaktadır. Birlikte eğitim uygulamasında uygulanabilecek birtakım yöntemler vardır. Yaşıtlarından önce eğitime alınmasına ve sınıf atlatmasına dayalı bir uygulama hızlandırmadır. Bu yöntemde çocuğa programı normal sürecinden daha önce tamamlama imkanı verilir. Hızlandırmanın uygulandığı çeşitli yollar; sınıf atlama, ileride olduğu derslerde sınıf atlama, birkaç sınıf birleştirme, okula erken başlama, kurslar alma ve seminerlere katılmaktır. Bu yöntem, çocukların sıkılmasına fırsat vermez ve çocuğun programlara istekli bir şekilde katılmasını sağlar. Bu uygulamanın olumsuz etkisi ise, çocuğun yaşıtlarıyla iletişim kurma gereksinimlerine cevap verememesi ve çocuğun sınıfa ve okula uyum sağlamada sosyal ve duygusal yönden bir takım güçlüklerle karşılaşabilmesidir. Üstün zekalı öğrencilerin eğitimlerine yaşıtlarının bulunduğu sınıflarda devam etmeleri ama çalışmalarının ve ders programlarının diğer öğrencilere göre daha zengin hale getirilmesi yöntemi ise zenginleştirmedir. Bu uygulamada, ders programına ek olarak, resim, müzik gibi alanlarda çocukları ilgi ve yeteneklerine göre yetiştirmek amaçlanmaktadır. Aynı zamanda çocuğu daha derinlemesine ve detaylı incelemeler yapabileceği projelere ve araştırmalara yöneltmek hedeflenir. Bir diğer yöntem olan gruplamada ise; normal sınıflardaki üstün yetenekli öğrenciler için küme gruplandırmaları, özel bir sınıf gruplandırma, özel bir okulda gruplandırma, kaynak odada gruplandırma ve kaynak merkezlerinde gruplandırma, özel seminerler, özel yan kursları, çeşitli çalışma merkezlerindeki (müzeler, bilim laboratuarları, üniversiteler gibi) özel çalışmalar şeklinde uygulamalar vardır. Bu tarz uygulamalarla çocukların yeteneklerini geliştirmede belirgin düzeyde başarı sağlandığı, çocukların bu uygulamalarla benlik kavramlarının geliştiği görülmektedir.
Ailelerin, üstün çocuklarının psikososyal gelişimleri ve eğitimleri için dikkat etmeleri gereken önemli hususlar vardır:
İlk olarak aile, üstün zekalı olan çocuğunun diğer çocuklardan farklı olmadığını, onlar gibi sevgi, ilgi, oyun oynamak gibi ihtiyaçları olduğu kabul etmelidir.
Çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi için; ilgi, yönelim ve isteklerini belirleyebileceği seçenekli ortamlar hazırlanmalı ve fikirlerine ve hayallerine saygı duyulmalıdır.
Çocuğun zekasını geliştirebileceği malzemeler malzemeler, oyuncaklar alınmalı, kültürel etkinliklerde bulunması sağlanmalıdır.
Tek yönlü bir kişi olmaması için değişik ilgi alanlarına yönlendirilmelidir.
Çocuğun üstün zekalı olduğu anlaşıldığında çocuk bundan haberdar edilmemelidir. Bu özelliğinden dolayı kardeşleri veya diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır.
Eğer kardeşleri varsa, ailenin üstün zekalı çocuğa kardeşlerine davrandığından farklı bir tutumu olmamalıdır.
Üstün çocukların önemli özelliklerinden biri meraktır. Aileler, çocuğun sorduklarına azarlayarak ya da yanlış biçimde yanıtlamaktan kaçınmaları, baştan savma yanıtlar vermemeleri, doğru yanıt vermeleri gerekir. Bazen çocukların sorularının yanıtlanmasında zorluk çekilebilir. Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocukları araştırma yapabilecekleri kaynakları araştırarak yönlendirmek gerekir.
Otizm Hakkında
Otizm Nedir?
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.
Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
Sosyal ilişkilerde güçlük
Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme
Otizmin tipik özellikleri
Otistik Bir Çocuk, Başkalarına karşı ilgisizdir.
Göz temasından kaçınır.
Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz.
İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
Diğer çocuklarla oynamaz.
Sürekli bir konu üzerinde konuşur.
Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.
Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır.
Değişikliklerden hoşlanmaz.
Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.
Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.
Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
Sosyal ilişkilerde güçlük
Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme
Otizmin tipik özellikleri
Otistik Bir Çocuk, Başkalarına karşı ilgisizdir.
Göz temasından kaçınır.
Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz.
İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
Diğer çocuklarla oynamaz.
Sürekli bir konu üzerinde konuşur.
Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.
Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır.
Değişikliklerden hoşlanmaz.
Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.
Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.
Bedensel Engellilik Hakkında
Bütün düzeltmelere rağmen iskelet, sinir sistemi, kas ve eklemlerindeki özürlerinden dolayı normal eğitim-öğretim çalışmalarından yeterince yararlanamayan çocuklardır.
Aileye Öneriler
1. Çocuklarda bedensel özüre yol açan hastalıklardan biri multiple sklerosistir. Ataklar halinde seyreden bu hastalıkta çocuk hareket ile desteklenmezse gelişimi sürekli gerileme gösterebilir.
2. Doğuştan kalça çıkıklığı, doğuştan kol veya bacaklarda bir eksiklik, herhangi bir kaza sonucu kol veya bacağının bir kısmının veya tamamının kaybedilmesi, romatizmal hastalıklar v.b. bedensel yetersizlikler, kas iskelet sisteminin doğuştan veya sonradan etkilenmesi-hastalanması sonucunda da açığa çıkarabilir. Doğru tanının zamanında konması, gerekenlerin geç kalınmadan yapılması çocuğun durumunun izin verdiği en üst düzeye ulaşması için ön şarttır. 0m. Kalça çıkıklı olan bir çocuğun problemi ılk aylarında basit cihazlarla tamamen düzeltilebilecekken geç kalındığında ömür boyu sürecek yürüme bozukluklarına neden olmaktadır.
3. Çocuk felci tanısı konan çocukların hayati tehlikeyi atlatması için gereken çalışmalar yapıldıktan sonra, daha önce hiçbir sorunu olmayan çocuğun bacağında, kolunda zayıflama, kuvvetsizlik olabilir. Çocuk büyürken zayıf olan kol ve bacakları kullanılmamaya bağlı olarak incelebilir. Zamanla bu bölgeler diğer kol ve bacağa göre kısa kalabilir. Bunları önlemek amacıyla ve- bu bölgelerin kuvvetini yeniden kazanması için fizyoterapistler tarafından verilecek egzersiz programını düzenli bir şekilde yapmanız gerektiğini unutmayın.
4. Çocuğunuzun bedensel yetersizliği onun tüm gelişimini olumsuz etkiler. Çocuk eğer emekleyemiyor, yürüyemiyor veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak sinirli olacaktır. Çocuğun bedensel yetersizliğine rağmen çevresiyle ayni şekilde ilişki kurmasını sağlamak sizin görevinizdir. Bu nedenle olduğunca çevreyi çocuğun ayağına getirmek, bir değişle emeklemese de, oyuncağı tutamasa da ona oyuncağı göstermek, sesini dinletmek, gözüyle takip etmesini sağlamak çocuğunuzun gelişimine destek olacak etkinliklerdir.
5. Bebeğinizin yetersizliklerini ve özelliklerini çok iyi tanımanızı öneririz. Böylece yapamayacağı hareketler için onu zorlamamış olursunuz. Zorlanacağı durumlar mutlaka olacaktır.
6. Bedensel engelli çocuğunuzu yardımla yapabildiği becerilerinde destekleyip yardımcı olunki bir süre sonra yardımsız olarak yapmayı başarabilsin. Yapabildiklerini de görmezliğe gelmeyin, küçümsemeyin. Bazı şeyleri yapabildiğini görmek ona güven ve cesaret verecektir.
7. Bedensel özürlü çocuğunuz için doktorunuz ve fizyoterapistmiz çocuğunuzun hareketleri açısından ve kasıntılarını azaltmak için cihaz uygun görmüş olabilir. Bunları nasıl kullanmanız gerektiğini iyi öğrenmeniz gerekmektedir. Çocuğunuz bu cihazları kullanmayı başlangıçta reddedebilir, ağlayabilir. Kısa süreli olarak kullanmaya başlamanız onun alışması açısından daha iyi olacaktır. Tepki gösterdiyse onu fazla ağlatmadan oyun havası içinde oyuncakları ile oyalayarak belki şarkı söyleyerek onu razı etmeye çalışmanızı öneririz.
8. Bazı bedensel yetersizlikler ve beraberinde uyaran eksikliği olması, yetersiz çevre çocukla ilişki kurmak için tedavinin bitmesinin beklenmesi çocukta zihinsel yetersizliğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu konuda daha önce değindiğimiz gibi çocuğunuza erken yaşlarda uyarıcı yönünden zengin çevre sağlanması gereklidir. Cerebral Palsy, Multiple Skleroz, Spina Bifida gibi durumlarda çevresel yoksunluktan bağımsız olarak zihinsel yetersizlik ikinci bir problem olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda erken eğitim programları uygulanan kurumlara, merkezlere başvurmanız, özel eğitim çalışmalarına katılmanız siz ve çocuğunuz için çok yararlı olacaktır
9. Çocuğunuzun bedensel özrünün yanında zihinsel özürü yoksa normal okullarda eğitim görmelerinin mümkün olduğunca desteklenmesi gerektiğini de aklımızdan çıkarmayalım Bedensel özürlü çocuklar motor-hareket becerilerindeki yetersizlik dışında yaşıtlarıyla ortak özellikleri olduğu için gerekli düzenlemelerle normal okullarda n en çok yararlanacak çocuklardır.
10. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulu seçerken bazı notalara dikkat etmeniz gerekmektedir. Okulun bulunduğu yerin ulaşılması zor bir yerde ( örn. yokuşta ) olmamasına, yolların düzgün olmasına dikkat etmeniz gerekir. Bulunduğunuz çevrede çocuğunuz için uygun şartlara sahip bir okul bulamadıysanız, okul ulaşımını sağlayamadığınız yerde ise bedensel özürlülerle ilgili yatılı bir okul için girişimde bulunmanız gerekir.
11. Çocuğunuz bedensel özrü yanında zihinsel özrü de varsa hedefimiz onun çevresine kendi sınırları içinde en az bağımlı yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle giyinme, soyunma. yemek yeme, tuvaletini yapma yardımla da olsa basit ev işlerini yapma gibi günlük yaşam becerilerini kazanmasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğunuz belki ev dışında bir işte çalışamayacak ancak bu becerileri öğrenmesi onun çevresine en az bağımlı yaşamasını sağlayacaktır.
12. Yetişkin olmasının en önemli özelliği, bir işe sahip olmaktır Çocuğunuzda diğer yetişkinler gibi kendine uygun bir işte çalışmaktan zevk alacaktır. Çocuğunuzun aldığı eğitime bağlı olarak kazanmış olduğu çeşitli beceriler vardır. Bu beceriler, göz önünde bulundurularak ev içinde veya ev dışında yapabileceği bir iş çocuğunuz için çok önemlidir Çocuğunuzun özrü fazla ise ( hem kolları hem de bacakları özürden etkilenmişse) ona daha fazla yardım etmeniz gerekecektir. Eğer özrü hafif derecede ise, yardım ile bir çok ışın gerektirdiği işlevleri yerin getirebilir
Öğretmene Öneriler
1. Ortopedik engelli öğrencilerin bulundukları sınıf, mümkün olduğu kadar giriş katında ve sınıf içindeki yerleri de kapıya yakın, kolaylıkla girip çıkabilecekleri bir yerde olmalıdır.
2. Bedensel engelli öğrenciler için, çok lüzumlu durumlarda merdivenlere veya kapı eşiklerine rampa yaptırılmalıdır.
3. Ellerini kullanmakta zorluk çeken öğrencilere derslerde ve imtihanlarda daha fazla zaman tanımalı, ellerini hiç kullanamayan öğrencilerin yazılı yoklamaları öğrencinin uygun bir görevliye cevapları söyleyerek yazdırması şeklinde olmalıdır.
4. Bedensel yetersizliği olan öğrenci, normal okul ve sınıfa devam ederek sınırlılıklarını kabul etmeyi onları ödünlemenin yollarını ve erken yaşlardan itibaren yaşam sorunlarını çözmeyi ve yetersizliği olmayanlarla yarışmayı öğrenir.
5. Bedensel yetersizliği olan çocuğun yada sınıf arkadaşlarının birbirine karşı anlayış kazanmaları büyük ölçüde öğretmene ve öğretmenin bedensel yetersizliği olan çocuğa yönelik tutumlarına bağlıdır.
6. Bedensel yetersizliği olan çocukların pek çoğunun zorunlu olarak sık sık hekime gitmesi, hastanede ve evde yatması nedeniyle okula devamları aksamaktadır. Bu çocuklardan bazıları Olağan öğretim süreçlerinden yararlanırken bazıları için özel öğretim süreçlerine yer vermek gerekmektedir.
7. Çocuğun bedensel özrü yanında zihinsel özrü yoksa normal okullarda eğitim görmelerinin mümkün olduğunca desteklenmesi gerektiğini de aklımızdan çıkarmayalım. Bedensel özürlü çocuklar motor-hareket becerilerindeki yetersizlik dışında yaşıtlarıyla ortak özellikleri Olduğu için gerekli düzenlemelerle normal okullardan en çok yararlanacak çocuklardır.
Aileye Öneriler
1. Çocuklarda bedensel özüre yol açan hastalıklardan biri multiple sklerosistir. Ataklar halinde seyreden bu hastalıkta çocuk hareket ile desteklenmezse gelişimi sürekli gerileme gösterebilir.
2. Doğuştan kalça çıkıklığı, doğuştan kol veya bacaklarda bir eksiklik, herhangi bir kaza sonucu kol veya bacağının bir kısmının veya tamamının kaybedilmesi, romatizmal hastalıklar v.b. bedensel yetersizlikler, kas iskelet sisteminin doğuştan veya sonradan etkilenmesi-hastalanması sonucunda da açığa çıkarabilir. Doğru tanının zamanında konması, gerekenlerin geç kalınmadan yapılması çocuğun durumunun izin verdiği en üst düzeye ulaşması için ön şarttır. 0m. Kalça çıkıklı olan bir çocuğun problemi ılk aylarında basit cihazlarla tamamen düzeltilebilecekken geç kalındığında ömür boyu sürecek yürüme bozukluklarına neden olmaktadır.
3. Çocuk felci tanısı konan çocukların hayati tehlikeyi atlatması için gereken çalışmalar yapıldıktan sonra, daha önce hiçbir sorunu olmayan çocuğun bacağında, kolunda zayıflama, kuvvetsizlik olabilir. Çocuk büyürken zayıf olan kol ve bacakları kullanılmamaya bağlı olarak incelebilir. Zamanla bu bölgeler diğer kol ve bacağa göre kısa kalabilir. Bunları önlemek amacıyla ve- bu bölgelerin kuvvetini yeniden kazanması için fizyoterapistler tarafından verilecek egzersiz programını düzenli bir şekilde yapmanız gerektiğini unutmayın.
4. Çocuğunuzun bedensel yetersizliği onun tüm gelişimini olumsuz etkiler. Çocuk eğer emekleyemiyor, yürüyemiyor veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak sinirli olacaktır. Çocuğun bedensel yetersizliğine rağmen çevresiyle ayni şekilde ilişki kurmasını sağlamak sizin görevinizdir. Bu nedenle olduğunca çevreyi çocuğun ayağına getirmek, bir değişle emeklemese de, oyuncağı tutamasa da ona oyuncağı göstermek, sesini dinletmek, gözüyle takip etmesini sağlamak çocuğunuzun gelişimine destek olacak etkinliklerdir.
5. Bebeğinizin yetersizliklerini ve özelliklerini çok iyi tanımanızı öneririz. Böylece yapamayacağı hareketler için onu zorlamamış olursunuz. Zorlanacağı durumlar mutlaka olacaktır.
6. Bedensel engelli çocuğunuzu yardımla yapabildiği becerilerinde destekleyip yardımcı olunki bir süre sonra yardımsız olarak yapmayı başarabilsin. Yapabildiklerini de görmezliğe gelmeyin, küçümsemeyin. Bazı şeyleri yapabildiğini görmek ona güven ve cesaret verecektir.
7. Bedensel özürlü çocuğunuz için doktorunuz ve fizyoterapistmiz çocuğunuzun hareketleri açısından ve kasıntılarını azaltmak için cihaz uygun görmüş olabilir. Bunları nasıl kullanmanız gerektiğini iyi öğrenmeniz gerekmektedir. Çocuğunuz bu cihazları kullanmayı başlangıçta reddedebilir, ağlayabilir. Kısa süreli olarak kullanmaya başlamanız onun alışması açısından daha iyi olacaktır. Tepki gösterdiyse onu fazla ağlatmadan oyun havası içinde oyuncakları ile oyalayarak belki şarkı söyleyerek onu razı etmeye çalışmanızı öneririz.
8. Bazı bedensel yetersizlikler ve beraberinde uyaran eksikliği olması, yetersiz çevre çocukla ilişki kurmak için tedavinin bitmesinin beklenmesi çocukta zihinsel yetersizliğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu konuda daha önce değindiğimiz gibi çocuğunuza erken yaşlarda uyarıcı yönünden zengin çevre sağlanması gereklidir. Cerebral Palsy, Multiple Skleroz, Spina Bifida gibi durumlarda çevresel yoksunluktan bağımsız olarak zihinsel yetersizlik ikinci bir problem olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda erken eğitim programları uygulanan kurumlara, merkezlere başvurmanız, özel eğitim çalışmalarına katılmanız siz ve çocuğunuz için çok yararlı olacaktır
9. Çocuğunuzun bedensel özrünün yanında zihinsel özürü yoksa normal okullarda eğitim görmelerinin mümkün olduğunca desteklenmesi gerektiğini de aklımızdan çıkarmayalım Bedensel özürlü çocuklar motor-hareket becerilerindeki yetersizlik dışında yaşıtlarıyla ortak özellikleri olduğu için gerekli düzenlemelerle normal okullarda n en çok yararlanacak çocuklardır.
10. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulu seçerken bazı notalara dikkat etmeniz gerekmektedir. Okulun bulunduğu yerin ulaşılması zor bir yerde ( örn. yokuşta ) olmamasına, yolların düzgün olmasına dikkat etmeniz gerekir. Bulunduğunuz çevrede çocuğunuz için uygun şartlara sahip bir okul bulamadıysanız, okul ulaşımını sağlayamadığınız yerde ise bedensel özürlülerle ilgili yatılı bir okul için girişimde bulunmanız gerekir.
11. Çocuğunuz bedensel özrü yanında zihinsel özrü de varsa hedefimiz onun çevresine kendi sınırları içinde en az bağımlı yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle giyinme, soyunma. yemek yeme, tuvaletini yapma yardımla da olsa basit ev işlerini yapma gibi günlük yaşam becerilerini kazanmasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğunuz belki ev dışında bir işte çalışamayacak ancak bu becerileri öğrenmesi onun çevresine en az bağımlı yaşamasını sağlayacaktır.
12. Yetişkin olmasının en önemli özelliği, bir işe sahip olmaktır Çocuğunuzda diğer yetişkinler gibi kendine uygun bir işte çalışmaktan zevk alacaktır. Çocuğunuzun aldığı eğitime bağlı olarak kazanmış olduğu çeşitli beceriler vardır. Bu beceriler, göz önünde bulundurularak ev içinde veya ev dışında yapabileceği bir iş çocuğunuz için çok önemlidir Çocuğunuzun özrü fazla ise ( hem kolları hem de bacakları özürden etkilenmişse) ona daha fazla yardım etmeniz gerekecektir. Eğer özrü hafif derecede ise, yardım ile bir çok ışın gerektirdiği işlevleri yerin getirebilir
Öğretmene Öneriler
1. Ortopedik engelli öğrencilerin bulundukları sınıf, mümkün olduğu kadar giriş katında ve sınıf içindeki yerleri de kapıya yakın, kolaylıkla girip çıkabilecekleri bir yerde olmalıdır.
2. Bedensel engelli öğrenciler için, çok lüzumlu durumlarda merdivenlere veya kapı eşiklerine rampa yaptırılmalıdır.
3. Ellerini kullanmakta zorluk çeken öğrencilere derslerde ve imtihanlarda daha fazla zaman tanımalı, ellerini hiç kullanamayan öğrencilerin yazılı yoklamaları öğrencinin uygun bir görevliye cevapları söyleyerek yazdırması şeklinde olmalıdır.
4. Bedensel yetersizliği olan öğrenci, normal okul ve sınıfa devam ederek sınırlılıklarını kabul etmeyi onları ödünlemenin yollarını ve erken yaşlardan itibaren yaşam sorunlarını çözmeyi ve yetersizliği olmayanlarla yarışmayı öğrenir.
5. Bedensel yetersizliği olan çocuğun yada sınıf arkadaşlarının birbirine karşı anlayış kazanmaları büyük ölçüde öğretmene ve öğretmenin bedensel yetersizliği olan çocuğa yönelik tutumlarına bağlıdır.
6. Bedensel yetersizliği olan çocukların pek çoğunun zorunlu olarak sık sık hekime gitmesi, hastanede ve evde yatması nedeniyle okula devamları aksamaktadır. Bu çocuklardan bazıları Olağan öğretim süreçlerinden yararlanırken bazıları için özel öğretim süreçlerine yer vermek gerekmektedir.
7. Çocuğun bedensel özrü yanında zihinsel özrü yoksa normal okullarda eğitim görmelerinin mümkün olduğunca desteklenmesi gerektiğini de aklımızdan çıkarmayalım. Bedensel özürlü çocuklar motor-hareket becerilerindeki yetersizlik dışında yaşıtlarıyla ortak özellikleri Olduğu için gerekli düzenlemelerle normal okullardan en çok yararlanacak çocuklardır.
İşitme Engellilik Hakkında
İşitme yetersizliği ve işitme engelli bireyler söz konusu olduğunda pek çok farklı tanım karşımıza çıkmaktadır. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde işitme yetersizliğini şu şekilde tanımlamıştır:
“İşitme Yetersizliği: İşitme duyarlılığının kısmen veya tamamen yetersizliğinden dolayı konuşmayı edinmede, dili kullanmada ve iletişimde güçlük nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumunu ifade eder.”
Ayrıca, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yayınlarının, İşitme Engellilerin Eğitiminde Öğretmen El Kitabında işitme yetersizliğinin tanımı şöyledir:
“İşitme yetersizliği; işitme testi sonucunda bireyin aldığı sonuçlar, kabul edilen normal işitme eşiklerinden belirli derecede farklı ise, bu kaybın derecesi bireyin dil edinimini ve eğitimini engelleyici derecede ise işitme yetersizliğinden söz edilir. Bu durum, kulağın bölümlerinden (dış, orta, iç) birinin etkili bir şekilde görevini yerine getiremediği durumlarda ortaya çıkar.
Görme Engellilik Hakkında
Görme engellinin (kör ve az gören) yaygın kabul gören iki fark-lıtanımıvardır. Bunlardan biri yasal, diğeri eğitsel tanımdır. Yasal tanım tıp alanında çalışanlarca ve sosyal güvenlik kurumlarınca benimsenirken, eğitsel tanım görme engelliler için öğretim düzenlemelerinin planlanması sırasında kullanılır. Yasaltanım nesneldir. Eğitsel tanım özneldir.
Görme engellinin (kör ve az gören) yaygın kabul gören iki farklı tanımı vardır. Bunlardan biri yasal, diğeri eğitsel tanımdır. Yasal tanım tıp alanın-da çalışanlarca ve sosyal güvenlik kurumlarınca benimsenirken, eğitsel tanım görme engelliler için öğretim düzenlemelerinin planlanması sırasında kullanılır. Yasaltanım nesneldir. Eğitsel tanım özneldir. Görme engellinin (kör ve az gören) yaygın kabul gören iki farklı tanımı vardır. Bunlardan biri yasal, diğeri eğitsel tanımdır. Yasal tanım tıp alanında çalışanlarca ve sosyal güvenlik kurumlarınca benimsenirken, eğitsel tanım görme engelliler için öğretim düzenlemelerinin planlanması sırasında kullanılır. Yasal tanım nesneldir. Eğitsel tanım özneldir.
Kör ve Az Görenin Yasal Tanımları
Yasal tanıma göre kör, tüm düzeltmelerle birlikte olağan görme gücünün 1/10'ine yani 20/200'lik görme keskinliğine ya da daha azına sahip olan ya da görme alanı yirmi derecelik açıyı aşmayan kişilere denir. 20/200'nin anlamı, normal görme gücüne sahip bir kişinin 200 ayaklık (1 ayak: 0.3048 cm) uzaklıktan görebildiği bir şeyi, görme engelli kişinin ancak 20 ayaklık uzaklıktan ya da daha yakından görmesidir. Diğer bir deyişle, normal gören kişinin 6.1 m. den görebildiği büyüklükteki bir şeyi yaklaşık 60 cm. den ya da daha kısa bir uzaklıktan gören ya da hiç bir uzaklıktan göremeyen kişi, yasal tanıma göre kördür.
Kör ve Az Görenin Eğitsel Tanımları
Görme engelinin, görmeden yararlanma ve artık görmenin nasıl kullanılacağına ilişkin görme keskinliğine göre tanımlanması çok iyi bir yordayıcı olarak kabul edilmemektedir. Bu yönüyle görme keskinliğine dayalı olan yasal tanım, görmenin nasıl kullanılacağı konusunda yeterli değildir. Yasal tanıma göre kör olarak sınıflananlardan çok azı tamamen görme keskinliğinden yoksundur. Büyük çoğunluğu artık görme gücünden çevresini anlamada yararlanır ve önemli bir bölümü normal yazıyı gözleriyle okuyabilir.
Belirtileri Nelerdir?
• Gözlerinin önünde bulunan ilgi çekici eşyaları takip edemeyen ya da farkına varamayanlar
• Uzun süre aynı yere bakanlar
• Farklı bir şekilde gözlerini döndürenler
• Sık sık gözlerini ovan ve kaşıyanlar
• Gözlerini ışıktan kaçıran ve gözleri titreyenler
• Sağa sola amaçsız uzanan ve sık sık düşenler
• Renkli bir resmin renklerini ayıramayanlar
• Gözlerinde kızarıklık ve yaşarma olanlar
• Göz bebeğinin ortasında bulanıklık ve ışık geldiğinde parlama olanlar Gözlerde, yukarıda ki belirtilerden biri ya da bir kaçı varsa, çocuğun olma olasılığı yüksektir. Anne baba haberdar edilerek çocuğun hemen doktora götürülmesi sağlanmalıdır.
Çocuğun görme keskinliğinin yeterli olup olmadığından emin olunmadığı durumda, aşağıdaki parmak testi ve sonra da Snellen Kartı kullanılabilir. Parmak testi, kör ve az gören olarak sınıflanan görme engellilerin belirlenmesine hizmet eder. Snellen Kartıise, kör, az gören ve değişik düzeyde uzağı görme problemi olan çocukların belirlenmesine hizmet eder.
GÖRME ENGELLİLER HAKKINDA VİDEOLAR
Kör ve Az Görenin Yasal Tanımları
Yasal tanıma göre kör, tüm düzeltmelerle birlikte olağan görme gücünün 1/10'ine yani 20/200'lik görme keskinliğine ya da daha azına sahip olan ya da görme alanı yirmi derecelik açıyı aşmayan kişilere denir. 20/200'nin anlamı, normal görme gücüne sahip bir kişinin 200 ayaklık (1 ayak: 0.3048 cm) uzaklıktan görebildiği bir şeyi, görme engelli kişinin ancak 20 ayaklık uzaklıktan ya da daha yakından görmesidir. Diğer bir deyişle, normal gören kişinin 6.1 m. den görebildiği büyüklükteki bir şeyi yaklaşık 60 cm. den ya da daha kısa bir uzaklıktan gören ya da hiç bir uzaklıktan göremeyen kişi, yasal tanıma göre kördür.
Kör ve Az Görenin Eğitsel Tanımları
Görme engelinin, görmeden yararlanma ve artık görmenin nasıl kullanılacağına ilişkin görme keskinliğine göre tanımlanması çok iyi bir yordayıcı olarak kabul edilmemektedir. Bu yönüyle görme keskinliğine dayalı olan yasal tanım, görmenin nasıl kullanılacağı konusunda yeterli değildir. Yasal tanıma göre kör olarak sınıflananlardan çok azı tamamen görme keskinliğinden yoksundur. Büyük çoğunluğu artık görme gücünden çevresini anlamada yararlanır ve önemli bir bölümü normal yazıyı gözleriyle okuyabilir.
Belirtileri Nelerdir?
• Gözlerinin önünde bulunan ilgi çekici eşyaları takip edemeyen ya da farkına varamayanlar
• Uzun süre aynı yere bakanlar
• Farklı bir şekilde gözlerini döndürenler
• Sık sık gözlerini ovan ve kaşıyanlar
• Gözlerini ışıktan kaçıran ve gözleri titreyenler
• Sağa sola amaçsız uzanan ve sık sık düşenler
• Renkli bir resmin renklerini ayıramayanlar
• Gözlerinde kızarıklık ve yaşarma olanlar
• Göz bebeğinin ortasında bulanıklık ve ışık geldiğinde parlama olanlar Gözlerde, yukarıda ki belirtilerden biri ya da bir kaçı varsa, çocuğun olma olasılığı yüksektir. Anne baba haberdar edilerek çocuğun hemen doktora götürülmesi sağlanmalıdır.
Çocuğun görme keskinliğinin yeterli olup olmadığından emin olunmadığı durumda, aşağıdaki parmak testi ve sonra da Snellen Kartı kullanılabilir. Parmak testi, kör ve az gören olarak sınıflanan görme engellilerin belirlenmesine hizmet eder. Snellen Kartıise, kör, az gören ve değişik düzeyde uzağı görme problemi olan çocukların belirlenmesine hizmet eder.
GÖRME ENGELLİLER HAKKINDA VİDEOLAR
Zihin Engellilik Hakkında
Zihinsel Engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı, genel zihinsel işlevlerde normallerden önemli derecede gerilik ve bunun yanı sıra uyumsal davranışlarda da yetersizlik gösterme durumu olarak tanımlanmaktadır.
Zihinsel engellilikte 3 temel özellik vardır:
1- Genel zeka işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması.
2- Yaşadığı toplumdaki kendi yaş grubu ile kıyaslandığında toplumsal beceriler, sorumluluk, iletişim kurma, günlük beceriler ve kendi kendine yeterlilik gibi alanlarda geriliğin olması.
3-16 yaşından önce başlaması.
Konuşma, dikkat, bellek, düşünme gibi zihinsel işlevlerde belirgin bozukluk görülmekte olup, özellikte bellekte ve dikkatte görülen bozukluk belirgindir. Zihin engelliğinde, zihinsel işlevlerdeki bozukluğa eşlik eden bir durum ise uyumsal davranışlardaki yetersizliktir. Uyumsal davranışlardaki yetersizlik, bireyin kendi yaşından ve kültür grubundan beklenen kişisel bağımsızlık ve sosyal sorumluluklarını yerine getirememesi olarak ele alınmaktadır. Uyumsal davranışlara örnek olarak insanlarla iletişim kurabilme (dili anlamak), günlük yaşam aktivitelerini yapabilme (yemek yiyebilme, banyo yapabilme vb), akademik becerilerler de bulunma (okuma, yazma ve aritmetik işlemleri yapabilme) ve bir iş bulup çalışabilme örnek olarak verilebilir.
6 Nisan 2012 Cuma
Engellilik Nedir, Engelli Kime Denir?
Engellilik Nedir
Engelli Kime Denir?
Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Örneğin Türkçe'de genel düzeyde engelli
özürlü
sakat sözcükleri aslında aralarında anlam fakları olduğu halde aynı
anlama gelmek üzere kullanılmaktadır. Genelde tüm engelliler için
yaşanan bu karmaşa belirli engelli kümeleri için de geçerlidir. Örneğin
kör
âma
görme engelli
görme özürlü
az gören
vb. Bu sözcükler değişik anlamlar taşıdıkları gibi yer yer aynı anlama
gelmek üzere de kullanılabilmektedirler. Bu da bir zihin karışıklığı
yaratabilmektedir. Adlandırmadaki bu farklar
zaman zaman öyle çok tartışmaya neden olmaktadır ki
bu tartışmalar
gerçek sorunların önüne bile geçebilmektedir. Engellinin kim
engelliliğin de ne olduğu açık bir biçimde ortaya konmayınca
engellilere yönelik geliştirilecek politikaların
yasaların ve hizmetlerin kapsamı da belirsizleşmektedir. Bu belirsizlik
de uygulamada pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin kendisini anlatmasını
ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını zorlaştırmaktadır.
Engellilerin yaşadığı bir başka sorun da
kendileri ile ilgili sağlıklı istatistiklerin olmayışı. İlk defa son
İki nüfus sayımında engellilerin belirlenmesine yönelik bir soru
sorulmuş
bunlardan ilkinden sağlıklı bir sonuç elde edilememiştir. Son nüfus
sayımında engellilere ilişkin kimi durumlar daha ayrıntılı sorularla
soruşturulmasına karşın kamuoyuna henüz bir sonuç açıklanmamıştır. Sayım
sonucunda ortaya çıkacak çok önemli bilgilere dayanarak birçok şeyi
konuşabilmek ve pek çok hizmeti planlayıp
programlayabilmek sanırım çok daha kolay olacaktır.
Engelliliğin her zaman her yerde geçerli ölçülerle tanımını yapmak bir hayli güçtür. Bu yüzden olsa gerek alanyazında (literatürde) çok değişik tanımları vardır. Birleşmiş Milletler Sakat Haklan Bildirgesinde "Kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan olma) her hangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" (3) sakat olarak tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde hareket yeteneği sınırlanmış bireyi çağrıştırmaktadır. Hareket yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan getirilen
doğum sırasında karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya
kaza sonucu ortaya çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir.
Hareket yeteneğinin kısıtlı olması
başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle ise hepimizin yapamadığı
beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur
yaşamda? Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen
fiziksel işlevlerdeki bir sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte önemli olan
bazı işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalman bir fiziksel sınırlılığın olması değil
bunları "kompanse" edecek destek sistemlerinden yoksun kalmaktır. Eğer bir gözlükle
var olan görme yetersizliğinizi rahatlıkla giderebiliyor ve işlerinizi
görebiliyorsanız bir sorununuz yok; ancak geri kalmış bir köyde ya da
yörede bu gözlüğe ulaşamıyorsanız
ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. O halde engellilik çoğu
zaman değişken bir konudur. Başka bir deyişle nerede ve nasıl
karşılaşacağınıza bağlı olarak sonuçları değişen bir durumdur.
Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde yarattığı eksiklik ve güçlük
onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu farklılık
engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl nedenidir. Bilindiği gibi her
türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak
yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel
işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde yarattığı
sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır. Toplumsal destek
sistemlerinin yetersizliği
toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.
Engelli Kime Denir?Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Örneğin Türkçe'de genel düzeyde engelli
özürlü
sakat sözcükleri aslında aralarında anlam fakları olduğu halde aynı
anlama gelmek üzere kullanılmaktadır. Genelde tüm engelliler için
yaşanan bu karmaşa belirli engelli kümeleri için de geçerlidir. Örneğin
kör
âma
görme engelli
görme özürlü
az gören
vb. Bu sözcükler değişik anlamlar taşıdıkları gibi yer yer aynı anlama
gelmek üzere de kullanılabilmektedirler. Bu da bir zihin karışıklığı
yaratabilmektedir. Adlandırmadaki bu farklar
zaman zaman öyle çok tartışmaya neden olmaktadır ki
bu tartışmalar
gerçek sorunların önüne bile geçebilmektedir. Engellinin kim
engelliliğin de ne olduğu açık bir biçimde ortaya konmayınca
engellilere yönelik geliştirilecek politikaların
yasaların ve hizmetlerin kapsamı da belirsizleşmektedir. Bu belirsizlik
de uygulamada pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin kendisini anlatmasını
ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını zorlaştırmaktadır.Engellilerin yaşadığı bir başka sorun da
kendileri ile ilgili sağlıklı istatistiklerin olmayışı. İlk defa son
İki nüfus sayımında engellilerin belirlenmesine yönelik bir soru
sorulmuş
bunlardan ilkinden sağlıklı bir sonuç elde edilememiştir. Son nüfus
sayımında engellilere ilişkin kimi durumlar daha ayrıntılı sorularla
soruşturulmasına karşın kamuoyuna henüz bir sonuç açıklanmamıştır. Sayım
sonucunda ortaya çıkacak çok önemli bilgilere dayanarak birçok şeyi
konuşabilmek ve pek çok hizmeti planlayıp
programlayabilmek sanırım çok daha kolay olacaktır.Engelliliğin her zaman her yerde geçerli ölçülerle tanımını yapmak bir hayli güçtür. Bu yüzden olsa gerek alanyazında (literatürde) çok değişik tanımları vardır. Birleşmiş Milletler Sakat Haklan Bildirgesinde "Kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan olma) her hangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" (3) sakat olarak tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde hareket yeteneği sınırlanmış bireyi çağrıştırmaktadır. Hareket yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan getirilen
doğum sırasında karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya
kaza sonucu ortaya çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir.
Hareket yeteneğinin kısıtlı olması
başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle ise hepimizin yapamadığı
beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur
yaşamda? Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen
fiziksel işlevlerdeki bir sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte önemli olan
bazı işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalman bir fiziksel sınırlılığın olması değil
bunları "kompanse" edecek destek sistemlerinden yoksun kalmaktır. Eğer bir gözlükle
var olan görme yetersizliğinizi rahatlıkla giderebiliyor ve işlerinizi
görebiliyorsanız bir sorununuz yok; ancak geri kalmış bir köyde ya da
yörede bu gözlüğe ulaşamıyorsanız
ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. O halde engellilik çoğu
zaman değişken bir konudur. Başka bir deyişle nerede ve nasıl
karşılaşacağınıza bağlı olarak sonuçları değişen bir durumdur.Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde yarattığı eksiklik ve güçlük
onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu farklılık
engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl nedenidir. Bilindiği gibi her
türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak
yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel
işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde yarattığı
sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır. Toplumsal destek
sistemlerinin yetersizliği
toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










